Dogru kaynak Dogru kaynak Video Dogru kaynak Dogru kaynak
Kategoriler

11. sınıf sosyoloji konu anlatımı

dogrukaynak Ödev-Ders » Felsefe » 11. sınıf sosyoloji konu anlatımı
Hit : 1896
Yükleyen : Paylasimci
Oy Ver (0) :
Sosyolojinin Tanımı ve Konusu

Sosyolojinin Tanımı


Toplumsal ilişkileri ve bu ilişkileri düzenleyen devlet, eğitim, ekonomi, din, aile gibi kurumların yapılarında ve görevlerinde (işlevlerinde) meydana gelen değişmeleri somut koşulları içinde inceleyen bilime sosyoloji denir.

Sosyolojinin Tarihçesi


İlk çağlardan beri toplumun yapısıyla ilgilenen düşünürler vardı :
Platon, ideal toplum düzeninden söz etmiştir.
Sosyolojinin müjdecisi sayılan İbn-i Haldun ilk defa devletle toplumun birbirinden farklı olduğunu belirterek toplumsal yaşamı da incelemiştir.

Machiavelli, Thomas More, Francis Bacon, toplumsal sorunlara “çözüm” önerileri getirmişlerdir.
Bu düşünürlerden farklı olarak Montesquieu, “Olması gereken değil, olan incelenmelidir.” diyerek sosyolojinin sınırlarını çizmiş ve bilim olarak doğuşuna temel hazırlamıştır.
Sosyolojinin, bu sözcüğü ilk kullanan Auguste Comte tarafından 19. yüzyıl başlarında kurulduğu kabul edilir. Comtea göre sosyoloji, fizik, kimya biyoloji gibi doğa bilimlerinin yöntemleriyle toplumu incelemelidir.
Sosyolojinin kurucularından Emile Durkheim, sosyolojinin konusunun toplumsal olgu olduğunu ve toplumsal yaşamın yine diğer basit toplumsal olgularla açıklanabileceğini vurgulamıştır.
Max Webere göre, toplumu ve toplumsal eylemleri açıklamak için genel kavramlardan değil, bireylerden, öznel olarak düşünülmüş anlamlardan hareket edilmelidir. Böylece Weber, psikolojik yaklaşımla sosyolojik yaklaşımı birleştirmek istemiştir.
Ülkemizde, Durkheim sosyolojinin bilim yapma anlayışı Ziya Gökalp ile, Le Play çizgisi ise Prens Sebahattinle temsil edilmiştir.

Platon (M.Ö. 427 – M.Ö. 347) -Platon, baba tarafından Atinanın efsanevi krallarıyla ve anne tarafından da Solonla akrabadır. Yaşamındaki en önemli olaylardan biri de, gençliğinde Sokratesle karşılaşmasıdır. Sokratesin mahkumiyeti ve idamından sonra eğitimde; özellikle de devlet adamı eğilimlilerin eğitimlerinde derin değişiklikler olmadıkça insanın kaderinin umutsuz olduğuna karar verdi.
Bu nedenle de, kırk yaşlarındayken, Sicilya ve İtalyaya ilk yolculuğundan sonra (bu yolculukta Pythagorasçılarlarla tanıştı) aktif politikaya katılmaktansa, sitenin gelecekteki liderlerini yetiştirmek üzere Atinada bir okul kurar. Bu okula üzerinde kurulduğu parkın adı verilerek Akademia dendi. Aristoteles, yirmi yıldan uzun bir süre Akademiada öğrencilik ve öğretmenlik yapmıştır.

Machiavelli, Niccolo (1469 – 1527) -Floransalı Machiavelli 1498de dışişleri ve savunma ile görevli İkinci Şansölyelik Sekreterliğine atandı. Pek çok ülke dolaştı ve diplomatik deneyim kazandı. Floransanın bağımsızlığı için kurduğu milis birlikleri 1509da Pisanın alınmasında önemli rol oynadı. 1513de Medici ailesinin Floransaya dönmesinden sonra hapsedildi.
Serbest kalınca, Floransa yakınlarında yapıtlarını yazamaya başladı. Bunların içinde en önemlisi; Medicilere sunduğu 1513 tarihli “II Principe” (Prens) ´dir. 1527de Medicilerin devrilmesi üzerine gözden düştü ve aynı yıl öldü. Machiavellinin tarih ve siyaset felsefesi üzerine yazdıkları ve karşılaştırmalı tarih metodu günümüzde de önemini sürdürmektedir.

St. Thomas More (1477 / 78 – 1535) -Aziz (St.), şövalye, İngiltere Lord Şansölyesi (başbakan), yazar Thomas More 1477 ya da 1478 yılında Londrada doğdu, 1492de Oxford Üniversitesine girdi, 1499da Erasmusla tanıştı. 1504de parlamentoya girdi. 1516da Londrada ünlü eseri “Ütopya” yı tamamladı.
1523de Avam Kamarasının sözcülüğüne seçilen More, 1534 yılında uymayı reddettiği yasa nedeniyle Londra Kulesine hapsedildi ve 1535 yılında da idam edildi. Karl Kautsky şöyle yazar -“Amaçladığı boş zaman rüyasını algılayabilmek için üç yüz yıldan daha uzun bir süre geçmesi gerekmiştir. Ütopya, dört yüz yıldan daha eski olmasına rağmen, Moreun idealleri yenilmemiştir ve hala mücadele eden insanlığın ardında durmaktadır.”

Francis Bacon (1564 – 1616) -Verulam Baronu. 1564 Londra doğumludur. Hukuk öğrenimini tamamladıktan sonra baroya girmeye çalıştı. 1593de Avam Kamarasına girdi. Kraliçenin gözdesi Essex Kontu onu himayesine aldı. 1613de Sarayın baş avukatı, 1617de baş mühürdar, 1618de baş yargıç ve baron, 1620de ise vikont oldu.
Ama 1621de rüşvet almakla suçlanan Bacon devlet hizmetinden uzaklaştırıldı. Ömrünün son yıllarını bilim ve felsefeye adadı. Baconun felsefesinin temelinde, tümdengelimci mantığın yerine tümevarımcı metodu uygulaması yatar. Ona göre gerçek bilim, nedenlerin bilimidir ve bu yolla insanoğlu doğaya egemen olacaktır.

Montesqiueu (1689 – 1755) -Fransız yazarı Montesqiueu, 1689 yılında doğmuştur. Aynı zamanda bir hukukçu olan Montesqiueu, uzun süre hukuk alanında çalışmıştır. Yazar olarak tanınması, onun, 1721 yılında yazdığı “İran Mektupları” adlı eseriyle başlar. Montesqiueunu ikinci büyük eseri 1734 yılında yazdığı “Romanın Büyüklüğününün ve Çöküşünün Sebepleri Hakkındaki Düşünceler” adlı eseridir. Montesqiueunun en büyük eseri 1748 yılında yazdığı “Kanunların Ruhu” adlı kitabıdır.

Auguste Comte (1798 – 1857) -Fransız Auguste Comte, sosyoloji biliminin kurucusu olarak tanınmıştır. İnsan topluluklarının doğasını ve nasıl geliştiğini anlamaya çalıştı. Comtea göre, insanlar mulu ve başarılı olmak için birlikte çalışma ihtiyacındadırlar.
Comtea göre, bilimler hiyerarşisinin en tepesinde etik (moral) vardır ve sonra aşağıya doğru sosyoloji, biyoloji, kimya, fizik, astronomi ve matematik sıralanır. Aşağıdan yukarıya izlendiğinde, kuramsal ve tarihsel olarak, basitten karmaşığa bilimler birbirlerini izleyerek teolojik, metafizik aşamalardan pozitif aşamaya, diğer bir deyişle etik ve sosyoloji alanına ulaşmışlardır.

Emile Durkheim (1858 – 1917) -Fransız toplumbilimci Durkheim 1858 doğumludur. 1902de Sarbonne üniversitesinde kürsü sahibi oldu. Toplumu bir organizma gibi değerlendirmesi ve bir organizma içerisindeki organların dayanışması olgusu gibi bir toplumu da birbiri ile dayanışma içerisinde bulunan organlardan oluşan bir bütün olarak değerlendirmiştir.
Toplumsal örgütlenme üzerine yaptığı çalışmalar toplumbilim çalışmalarına yeni bir hamle getirmiştir. Bunların dışında sosyal-psikoloji ile de ilgilenmiş ve “intihar” eylemi üzerine ampirik çalışmalar da yapmıştır. 1917 yılında Parisde ölmüştür.

Max Weber (1864 – 1920) -Max Weber, kapitalizmin gelişmesine katkıda bulunan Hristiyan ahlakı üzerine vurgu yaparak geliştirdiği Protestanlık kuramıyla ünlü olmuştur. Weber sosyolojisi gelenekselden rasyonel eyleme dönüşümü keşfetme ve anlamaya yöneliktir. Gelenek, modern öncesi toplumların üzerinde aşılmaz bir güç olarak durmaktadır. Webere göre, Protestan etiği, geleneğin tutuculuğunu kırmıştır. Çünkü, Protestan etiği, insanların zenginlik elde etmek için çabalamalarını, dinsel onaylar sunarak rasyonelleştirir ve cesaretlendirir.

Ziya Gökalp (1876 – 1924) -İdadide okurken Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendi. İslam tanrıbilimi ve tasavvuf üzerine çalıştı. İkinci Meşrutiyet ilan edilince İttihat ve Terakkinin Diyarbakır şubesini kurdu. 1909da “Peyman” gazetesini çıkardı. Aynı yıl İttihat ve Terakkinin genel merkez üyeliğine seçildi. 1912de milletvekili seçildi.
Dört ay sonra Osmanlı Mebuslar Meclisi kapanınca Darülfünunda 1919a kadar toplumbilim profesörlüğü görevini yürüttü. Birinci Dünya Savaşında “Yeni Mecmua” yı çıkarttı. Türkçülük kavramının yayılmasında öncülük eden Ziya Gökalp, eserlerinde misak-ı milli sınırları içerisinde doğu toplumundan batı toplumuna çevrilmiş bir Türk devleti üzerinde durmuştur.

Sosyolojinin Amaçları

- Toplumları, içinde bulundukları yere ve zamana göre, nesnel ve somut koşullarıyla anlamak.

- Toplumların tarihsel gelişim sürecinde geçirdikleri değişimin etkilerini ve yönünü açıklamak.

- Farklı toplumlar arasındaki benzerlikleri saptayıp genellemelere ulaşmak.

- Mevcut toplumsal verilere dayanarak ileride ortaya çıkacak olaylarla ilgili öngörüde bulunmak.

Sosyolojinin Özellikleri

Sosyoloji, tek tek bireylerin sorunlarıyla değil, toplumu ilgilendiren sorunlarla ilgilenir. Örneğin sosyoloji, ilk bakışta bireysel bir sorun olarak algılanan “intihar” olayının toplumsal boyutuyla ilgilenir. E. Durkheim, “İntihar” adlı çalışmasında, savaş dönemlerinde intihar olaylarının azaldığını, toplumda kuralsızlık halinin yaşandığı ekonomik kriz dönemlerinde ise intihar olaylarının arttığını göstermiştir.
Sosyolog, toplumsal olayları kendi değer ve beğenilerinin etkisi altında kalmadan nesnel (objektif) olarak inceler. Durkheimın deyişiyle sosyolog, toplumsal olayları “bir eşya gibi” ele alır.
Sosyoloji, olanı olduğu gibi inceler. Ahlak, hukuk, din gibi bireylerin nasıl davranması gerektiğine ilişkin kurallar koymaz. Bu anlamda, sosyoloji kural koyucu yani normatif değildir. Örneğin, sosyoloji yardım etmeme davranışını iyi ya da kötü olarak değerlendirmez.
Sosyoloji doğa bilimleri gibi deneysel bir bilim değildir. Çünkü, sürekli değişim halinde olan toplumsal olayları ve toplumsal çevreyi laboratuar koşullarında gözlemlemek ve yönlendirmek olanaklı değildir.
Sosyoloji, toplumsal kurumların (aile, din, eğitim, devlet, hukuk) yapılarında ve işlevlerinde meydana gelen değişmeleri, tarihsel evrim süreci içerisinde inceler. Örneğin, Cumhuriyet devrimiyle beraber din kurumunun işlevinde meydana gelen değişmeler sosyolojinin alanına girer.
Sosyoloji, toplumsal olguların nedenlerini bireylerde değil diğer toplumsal olgularda arar. Örneğin, köyden kente göç olgusunu inceleyen bir sosyolog, bu olguyu bireysel tercihlerle açıklamaz. Göçün nedenini tarımda traktörün kullanılmasına, sulu tarımın yapılmamasına, miras yoluyla toprakların parçalanması vb. gibi diğer toplumsal olgulara bağlar.
Sosyoloji, toplumsal yapıyı bir bütün halinde inceler. Diğer toplumsal bilimler toplumsal yaşamın farklı yönlerini ayrı ayrı incelerler. Örneğin, sosyal antropolog kültürel yapıyı; ekonomi, mal ve hizmetlerin üretimini, bölüşümünü ve tüketimini; tarih, geçmişte olup bitenlerin nedenlerini belgelere dayanarak saptamaya çalışır. Sosyoloji ise, toplumsal yapı içerisinde yer alan kültürel öğeleri, ekonomik ilişkileri, tarihsel geçmişi, coğrafi konumu bilmek zorundadır. Bu yüzden de sosyologlar sürekli olarak diğer toplumsal bilimlere başvurma gereksinimi duyarlar.


Toplumsal Olay ve Olgu

Toplumsal Olay

İnsanlar arası ilişkilerden doğan, bir defada olup biten yeri ve zamanı belli toplumsal oluşumlara toplumsal olay denir. Örneğin, Ahmet ile Ayşenin evlenmesi, Türkiyedeki 1974 genel seçimi birer toplumsal olaydır.

Toplumsal Olgu

Toplumsal olayların tekrar etmesiyle doğan, mekandan ve zamandan bağımsız kavramlardır. Örneğin, Ahmet ise Ayşenin evlenmesi bir toplumsal olayken evlilik bir toplumsal olgudur. Türkiyedeki 1974 genel seçimi bir toplumsal olayken seçim bir toplumsal olgudur.

UYARI -Toplumsal olaylar somut ve özel, toplumsal olgular soyut ve geneldir.

Toplumsal Olayın Özellikleri

Toplumsal olaylar, insanların bir arada yaşamalarından doğarlar.
Toplumsal olaylar bireyin dışındadır ve bireye baskı yaparlar.
Birey toplumsal olayları toplum içinde hazır bulur ve “toplumsal kalıtımla” diğer kuşaklara aktarır.
Toplumsal olaylar tarihsel gelişim sürecinde aynı toplumda zamanla değişirler.
Toplumsal olaylar toplumdan topluma da farklılıklar gösterirler.
Toplumsal olaylar sayılarla ifade edilebilir.

Sosyolojinin Diğer Bilimlerle İlişkisi

Sosyoloji ve Tarih -Tarih bilimi, toplumların ortaya çıkışı, gelişimi, dağılması, çözülmesi gibi geçmişte olup biten toplumsal olayları belgelere dayanarak inceler. İçinde yaşadığı toplumsal yapıyı anlamaya çalışan sosyolog, mutlaka araştırmasının bir yerinde bu toplumsal yapıyı oluşturan tarihsel olayları bilme zorunluluğu hisseder. Tarih bilimi de sosyologa, olayların geçmişi hakkında bilgi sunarak, toplumu bir bütün halinde kavramasına yardımcı olur.

Sosyoloji ve Psikoloji -Psikoloji, insanların duyumsal (görme, tad alma, vb.) duygusal, davranışsal, bilişsel (zihinsel) özelliklerini inceler. Başka bir deyişle psikoloji insan doğasını inceleyen bir bilimdir. Kurumları, gruplar içerisindeki insan davranışlarını inceleyen sosyoloji, insan doğasını bilmeden toplum içindeki insanı (toplumsal insanı) anlayamaz.

Bu yüzden sosyoloji insan doğasıyla ilgili bilgilerini psikolojiden alır.

Sosyoloji ve Antropoloji -Antropoloji (insanbilim), evrim sürecinde, insanın değişen biyolojik yapısını, bedensel özelliklerini, ırklara ayrılıp ayrılmayacağını, ilkel toplulukları ve bunların kültürlerini inceleyen bir bilimdir. Antropoloji ikiye ayrılır :

Fizik Antropoloji -İnsanın biyolojik yapısında meydana gelen değişmeleri, ırkların kökenini inceler.

Kültürel Antropoloji -Tarım, hayvancılık türleri gibi kültürel özellikleri; inanç, gelenek, görenek gibi kültürel kalıpları; araç, gereç, sanat ve bilgiler gibi kültürel ürünleri konu edinir.

Sosyoloji ve Hukuk -Hukuk bireylerin birbirleriyle ve toplum ile olan ilişkilerini düzenleyen ve devlet gücünün desteğindeki yaptırımlarla uyulması zorunlu duruma getirilen kurallar bütünüdür. Toplumu inceleyen sosyolojinin, toplumu düzenleyen hukuk kurallarını bilmeden, toplumsal yapıyı tam olarak anlaması mümkün değildir.

Sosyoloji ve Ekonomi -Ekonomi, insanların ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetlerin nasıl üretildiğini, bölüşüldüğünü ve tüketildiğini inceleyen bir bilimdir. Üretim, bölüşüm ve tüketim gibi ekonomik olaylar sırasında, insanlar arasında birçok ilişki kurulur (işçi-işveren iş bölümü gibi). Bu ekonomik ilişkiler bilinmeden toplumun yapısı bir bütün olarak anlaşılamaz.

Sosyoloji ve Coğrafya -Toplumsal ilişkiler, kurumlar, “doğal çevre” (fiziki çevre) üzerinde var olurlar. Bu doğal çevreyi inceleyen bilim de coğrafyadır. Bu doğal çevre tanınmadan toplumsal olaylar, ilişkiler, kurumlar açıklanamaz. Sosyolog, toplumun içinde bulunduğu maddi (fiziki) yapıyı açıklayabilmek için coğrafyadan yararlanmak zorundadır

• Sosyolojide Kullanılan Yöntemler
Yöntem

UYARI -Yöntem ve teknik kavramları genellikle yanlış olarak birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Teknik, seçilen yönteme bağlı olarak belirlenen bilgi toplama aracıdır.

Bir araştırmanın başından sonuna kadar izlenmesi gereken düşünsel yoldur. Sosyolojide kullanılan yöntemler şunlardır :
 Tümdengelim -Tümdengelim, gerek akıl gerekse gözlem ve deney yoluyla elde edilmiş genel bir ilkeyi ayrı ayrı olaylara uygulamaktır. Başka bir deyişle, özelin bilgisini genel yargılardan çıkarmaktır.
Toplumsal değişmenin çok hızlı olduğu dönemlerde suç oranı artar.
İstanbulun toplumsal değişme hızı çok fazladır.
O halde İstanbulda suç oranı artar.
Yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi tümdengelim yöntemi bize yeni bir bilgi vermez. Genel yargıların içerisindeki saklı olan bilgileri açığa çıkartır.

 Tümevarım -Tümevarım, gözlenen tek tek olgulardan yola çıkarak genel yargılara ulaşmaktır. Başa bir deyişle, tümevarım özelden genele giden bir akıl yürütme türüdür.
Gözlediğim Seyrek köyünde köyden kente göç oranı azdır.
Gözlediğim Ortaklar köyünde köyden kente göç oranı azdır.
Gözlediğim Yanıklar köyünde köyden kente göç oranı azdır.
Gözlediğim Geren köyünde köyden kente göç oranı azdır.
O halde sulu tarımın yapıldığı köylerde köyden kente göç oranı azdır.

Tümevarım mı, Tümdengelim mi

Bilimsel araştırma sürecinde tümevarım ve tümdengelim yöntemleri birbirlerini tamamlar niteliktedir.
Tek tek olgulardan genel ilkelere ulaşılır (tümevarım).
Genel ilkelerden yola çıkılarak varsayımlarda bulunulur (tümdengelim).
Varsayımların doğruluğunu sınamak için deneyler ve incelemeler yapılır. Bu incelemelerin sonucunda genel ilkelere ulaşılır (tümevarım).

 Anoloji -Anoloji, iki benzer olay arasında karşılaştırma yaparak sonuca ulaşmaktır. Arjantinde enflasyon oranı yüksek olduğundan toplumsal muhalefet fazladır. Yunanistanda da enflasyon oranı yüksektir. O halde, Yunanistanda da toplumsal muhalefet fazladır.
UYARI -Anolojinin tümevarım yönteminden farkı şudur -Tümevarım, özelden genele bir akıl yürütmedir, Anoloji ise özelden özele bir akıl yürütmedir.

Birleştirici Yöntem -Birleştirici yöntemde, incelenen toplumsal olay ile ilgili olan diğer olaylar da göz önüne alınarak açıklamalar yapılır. Çünkü, toplumsal olaylar bir bütündür. Araştırmacı da toplumsal olayların karşılıklı bağlılığına ve etkileşimine dikkat etmek zorundadır.
UYARI -Birleştirici yöntem her ne kadar yöntem olarak anılsa da başlı başına yöntem olmaktan çok, bir yöntem ilkesidir.

Sosyolojinin Yöntem ve İlkeleri -

Somutluk -Sosyoloji yer ve zaman bakımından belirli olan olguları inceler. Sosyolog, hayalinde tasarladığı ideal toplum modelleriyle (ütopyalarla) ilgili değildir.
Nesnellik -Sosyolog, toplumları toplumsal ve bireysel değer yargılarından sıyrılarak inceler.
Sınırlılık -Sosyolog, hem incelediği konuyu hem de araştırma yaptığı alanı (sahayı) sınırlandırmak zorundadır. Evren araştırmanın kapsadığı alandır. Sosyolog genellikle araştırmasının kapsadığı alandaki bireylerin tümünden bilgi toplayamaz. Sosyolog bu durumda evreni temsil etme yeteneğine sahip birimleri (örneklem gruplarını) seçerek, araştırmasını bu birimler üzerinde sürdürür.
Karşılıklı bağımlılık -Sosyolog, incelediği değişkenlerle diğer değişkenlerin karşılıklı etkileşim içerisinde olduğunu gözardı etmemelidir. Örneğin, köyden kente göçün nedeni sadece ekonomik nedenlerle açıklanamaz; ekonomik nedenlerin yanı sıra hukuksal, dinsel vb. nedenler de köyden kente göçü etkiler.
Dinamiklik -Sosyolog, toplumsal olguların zaman ve mekan içinde değiştiğini göz önüne almak zorundadır.
Bütünlük -Toplumsal olaylar ancak toplumun genel yapısıyla ilişkilendirildiği zaman anlam kazanır.
Öngörü sağlama -Sosyolog, mevcut verileri değerlendirerek ilerde ortaya çıkabilecek olayları önceden kestirebilir.
Kavramları açık seçik tanımlama -Sosyolog, araştırmasında kullanacağı kavramları daha araştırma projesinin başında tanımlamaktadır.

• Sosyolojide Kullanılan Başlıca Araştırma Teknikleri

Teknik

Teknik, seçilen yönteme bağlı olarak belirlenen bilgi toplama aracıdır. Sosyolojinin kullandığı belli başlı araştırma teknikleri şunlardır.

Gözlem -Toplumsal yaşamla ilgili olayları oluşum koşulları içinde amaçlı ve sistemli bir biçimde izlemek ve kaydetmektir. Gözlem çeşitleri şunlardır -

Belgeler Üzerinde Yapılan Gözlem -Araştırılan konu ile ilgili kitap, yazıt, film ya da ses, kayıt, nesne, istatistik vb. belgeleri incelemektir.

Kapsamlı Gözlem -Çok sayıda bireyden oluşan bir toplumsal grubun ekonomik, kültürel ve toplumsal özelliklerinin görüşmelerle araştırılmasıdır.

Yoğun Gözlem -Kapsamlı gözlemin yetersiz kaldığı durumlarda araştırma konusu ile ilgili az sayıda insanla derinlemesine görüşülmesidir.

Katılarak Gözlem -Araştırmacının incelediği toplumun yaşantısına katılarak bilgi toplamasıdır. Çoğunlukla antropologların kullandığı bir bilgi toplama aracıdır. Katılarak gözlemde ideal olan incelenen kültürün içinde dört mevsim yaşamaktır. Ancak bu zorunlu bir koşul değildir. Katılarak gözlemin olumsuz yönü araştırmacının uzun süre inceleme yaptığı toplumun içinde kalarak objektifliğini yitirmesidir.

Anket -Anket, kişilerin belirli konulardaki tutumlarını, düşüncelerini saptamak için hazırlanmış soru listesiyle bilgi toplamaktır. Anket uygulanırken genellikle araştırmacılar ile anket uygulayan kişiler karşı karşıya gelmezler. Dağıtılan anketler bireyler tarafından doldurulur.

Görüşme -Önceden hazırlanmış soruların, araştırma konusuyla ilgili kişilere yüz yüze sorulmasıdır. Görüşmede, anketten farklı olarak görüşmeciyle görüşülen kişi karşı karşıya gelmektedir.
UYARI -Enformel görüşmelerde önceden hazırlanmış sorular doğrudan değil de sohbet havası içinde sorulur.

Monografi -Aile, köy gibi küçük grupların ya da bir örnek olayın tüm değişkenleriyle derinlemesine bir şekilde incelenmesidir. Monografiler şu şekillerde olabilir -

Köy-şehir monografileri
Sendika ve parti gibi kuruluşların monografileri
Kan davası gibi özel bazı örnek olayları ele alıp inceleyen monografiler.
UYARI -Monografi tekniğinde, diğer tekniklerde olduğu gibi, seçilen birimin evreni temsil etme özelliği göstermesi gerekir.

Sosyometri -Sosyometri, küçük gruplarda kimin kimden hoşlanıp hoşlanmadığını saptamaya yarayan bir tekniktir. Sosyometri küçük gruplarda yıldız ve itilen kişileri saptamaya yarar. Testin sonuçlarından yararlanarak grubun sosyogramı (ilişki haritası) çıkartılır.

İstatistik -Sosyolog, diğer tekniklerle toplanılan verilen ne anlama geldiğini ve bunlardan nasıl geçerli sonuçlar çıkartılabileceğini bilmek için istatistiksel tekniklerden yararlanmak zorundadır.

• Bilimsel Araştırma Sürecinin Aşamaları

Kavramsal Model Aşaması
 Araştırma probleminin hissedilmesi, kaynak tarama
 Problemin sınırlandırılması
 Araştırma amacının belirlenmesi
 Varsayımların (denencelerin) ortaya atılması

Araştırma Aşaması
 Araştırma Evreninin belirlenmesi
 İstatistiki tekniklerden yararlanarak araştırma örneklerinin seçilmesi
 Verilerin toplanması

Çözümleme (Analiz) Aşaması
 Verilerin istatistiki tekniklerle işlenmesi, sunulması; verilerin varsayımları doğrulayıp doğrulamadığının belirtilmesi

Bireşim (Sentez) Aşaması
 Çözümleme aşamasında elde edilen sonuçlar yorumlanarak sistematik bilgilere (kuramlara – teorilere) ulaşılır..

II. Ünite -TOPLUMSAL YAPI



A. TOPLUMSAL YAPI ve TOPLUMSAL İLİŞKİLER

1- Toplumsal Yapı

Toplum belli bir coğrafyada bir araya gelmiş insanların tamamıdır. Bütün bu insanlar kendi aralarında değişik ilişki biçimleri geliştirirler. İşte toplumsal yapı, bir toplumdaki bireylerin, grupların, kurumların kendi aralarında düzenlenmiş toplumsal ilişkilerinin bir bütünüdür. Toplumu oluşturan parçalar insan yaşamının ürünü oldukları için çok çeşitlidir. Dolayısıyla toplumsal yapı, toplumun hem maddi hem de manevi yönünü içine alan bir kavramdır. Toplumsal yapı ikiye ayrılır:

a. Maddi Yapı (Fiziki Yapı)-Toplumun yaşamış olduğu mekanın ve bu mekandaki yerleşiminin şeklini ve çevresini anlatır. Nüfusun yerleşim biçimi, dağılımı, köy-kent yapılanması…
b. Manevi Yapı (Kültürel Yapı)-Bir toplumun insanları arasındaki sosyal ilişkiler ağını anlatır. İnsanlar arasındaki ilişkiler sonucunda ortaya çıkan ilkeler ve anlamlar manevi yapıyı oluşturur. Sosyal ilişkiler, statüler, roller, değerler…

Toplumsal Yapının Özellikleri:
• Toplumsal yapı her toplumun kendisine özgüdür ve toplumdan topluma değişir.
• Toplumsal yapıdaki değişmeler birbirini etkiler.
• Toplumsal yapı aynı toplumda zaman içinde değişime uğrar.
• Her toplumsal yapının sahip olduğu özellikler kendine özgüdür.



ÖRNEK :

Toplumsal yapıda yer alan kurumlardan birindeki değişme, bu kurumla diğer kurumlar arasındaki uyumu bozar. Bu uyumsuzluk diğer kurumların değişmeye ayak uydurmasıyla giderilir. Böylelikle toplumsal yapıda sağlanan uyum, kurumlardan birinin değişmesiyle tekrar bozulur ve benzer süreçten geçirilerek yeniden sağlanır. Bu durum zaman içinde böylece sürer gider.
Bu açıklamada, toplumsal yapının hangi özelliği üzerinde durulmaktadır

A) Bir kurumdaki değişmenin, başka kurumlarca engellenmesi
B) Bazı temel niteliklerinin değişmeye kapalı olması
C) Toplum geliştikçe değişme hızının azalması
D) Değişmeyi, sürekli olarak yeni kurumun başlatması
E) Dengeyi sağlamaya yönelik bir iç dinamiğe sahip olması

(1992/ÖYS)

Çözüm :
Toplumlar, hareketli birer organizma gibidirler. Öncelikle çevresel etkenlere uyum sağlamaya çalışırlar, sonrasında ise toplum içi unsurların olası hareketliliklerine uyum sağlamak için değişimler gösterirler.
Paragrafta, toplum içindeki değişimlerin birbirini nasıl tetiklediğinden bahsedilmektedir. Ancak bunu değişim zincirini ilk olarak başlatan yapının devamlı suretle “yeni olan toplumsal yapılar” olduğuna değinilmiyor. Bunun yanında paragrafta anlatılan değişim süreçleri “farklı hızlarda ilerlemiyor”. Ayrıca değişimin bu kadar açık anlatıldığı bir paragraftan sonra “değişimin engellenmesinden” bahsedemeyiz. Ancak, bu değişim zincirinin aslında değişime uğrayan bir yapıya uyum sağlamak için başka yapıların da değişimiyle gerçekleştiği vurgulanıyor. Yani amaç, “iç dinamiğe karşı, dengenin sağlanmasıdır”.
Bu nedenlerden doğru yanıt-E dir.



2- Toplumsal İlişkiler

Bir toplumdaki insanların kendilerini anlatmak, başkalarını anlamak, gereksinimlerini gidermek, karşılıklı yardımlaşmak ve anlaşmak üzere giriştikleri her türlü yaklaşma ve uzaklaşmalara toplumsal ilişki denir.

Max Weber'e göre toplumsal ilişkilerin özellikleri şunlardır:
• Toplumsal ilişki, en az iki kişi arasında olmalı.
• Belirli bir zaman dilimi içinde yaşanmalı.
• İlişki içerisindeki bireyler birbirinden haberdar olmalı.
• Bireyler birbirlerini etkilemeli.
• Yaşanan ilişki bireyler arasında aynı anlama gelmeli.

3- Toplumsal İlişki Çeşitleri

Toplumsal ilişkiler ilişkinin süresi ve ilişkide bireyler arası yakınlık derecesine göre iki farklı ölçüte göre sınıflandırılırlar-

A. İnsanlar Arası Samimiyet Derecesine Göre:

a. Birincil ilişkiler -İnsanlar arasında yüz yüze ve sıcak bir ilişki vardır. “Biz” duygusunun egemen olduğu bu ilişkide ağırlıkta olan bir kişisel çıkara rastlanmaz. İlişkideki insanlar benliklerinin bütünü ile ilişkiye katılırlar. Yazılı kurallara dayanmayan, daha çok duygu ve samimiyetin geçerli olduğu ilişkilerdir. Örneğin-Aile fertleri, komşular ve yakın arkadaşlar arasındaki ilişki.

b. İkincil ilişkiler -İnsanlar arasındaki resmi kurallara dayanan ve genelde yazılı kurallarla çerçevesi sınırlandırılmış olan ilişkilerdir. Bu ilişkide “ben” duygusu hakim durumdadır. İlişkideki insanlar yüzeysel ve kısmi olarak ilişkiye katılırlar. Çok geniş bir insan katılımı vardır. Örneğin-Askerde komutan ile er, bir resmi kurumda amir ile memur ilişkisi.


ÖRNEK :

Aile, komşuluk, mahalle arkadaşlığı gibi gruplarda görülen ilişkilere birincil ilişkiler denir.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi birincil ilişkilerin özelliklerinden bir değildir

A) Küçük gruplarda yer alması
B) Yazılı kurallara bağlı olması
C) Duygusal ilişkilerin yoğunluk kazanması
D) Bireyler arası etkileşimin güçlü olması
E) İlişkilerin uzun süreli olması

(1985/ÖSS)

Çözüm :
Birincil ilişkiler, insanlar arasında samimi bir ilişkinin olduğu, “biz” duygusunun egemen olduğu, duygusal temele sahip ve yazılı kurallara bağlı olmayan ilişkilerdir.
Yazılı kurallar, gruptaki insan sayısının artmasından sonra, insanlar arasında ortaya çıkan güvensizliğe karşı önlem olarak konmuş kurallardır. Ancak birincil ilişkinin var olduğu gruplar, küçük gruplardır. Bu nedenle insanlar, yüz yüze ve samimi ilişkiler kurabilirler. Bunun doğal sonucu olarak da, yazılı kurallara ihtiyaç duymazlar.
Bundan dolayı doğru cevap-B dir.


ÖRNEK :

“Durkheime göre, bir toplumda nüfus arttıkça yaşamak için verilen mücadele de şiddetlenmektedir. Toplumsal farklılaşma, nüfus artışının getirdiği sonuçlara barışçıl bir çözümdür. Bu yolla aynı işlerdeki yarışma ortadan kalkar; bireyler başka başka meslekler edinerek farklı görevleri yerine getirirler. Böylece her birey ayrı ayrı çalışarak diğer bireylerin hayatına katkıda bulunur.”
Bu paragraf, aşağıdakilerden hangisine ilişkin bir açıklamayı içermektedir

A) Organik dayanışmanın ortaya çıkışına
B) Mekanik dayanışma ile toplumsal bilinç arasındaki ilişkiye
C) Kolektif mülkiyetin bireysel mülkiyete dönüşmesine
D) Toplumsal bilinç ile bireysel bilinç arasındaki farka
E) Toplumun sürekliliği ile toplumsal bilinç arasındaki ilişkiye

(1983/ÖYS)

Çözüm :
Durkheime göre insanlar, oluşturdukları gruplarda kişi sayısına göre yaşam biçimi geliştirmektedir. Bunun sebebi ise, bir arada yaşayan insan sayısı arttıkça, kaynak kullanımı sorunun ortaya çıkmasıdır. Bu ise, paylaşım ve değişim ilişkilerini karmaşıklaştırmaktadır. Bu nedenle bizler, aile içerisindeki ilişkinin benzerini toplumun kendisinde görememekteyiz. Toplumlar da kendilerini oluşturan kişi sayısına göre yaşam biçimi geliştirmişlerdir. Örneğin-Kişi sayısı az iken daha samimi ve sözlü kurallara dayalı dayanışmanın olduğu mekanik ilişkileri; kişi sayısının arttığı durumlarda ise, yüzeysel ve yazılı kurallarla belirlenmiş işbölümünün olduğu organik ilişkiler bulunmaktadır.
Paragrafta insanların kendi işlerini yaptıkları, uzmanlaşmış bir toplum yaşamı anlatılmaktadır. Buna göre “işbölümü” anlayışı gelişmiştir. Çünkü üretimde herkesin kendince yapabildiği bir iş vardır ve ortak çalışma bir ürünü ortaya çıkarmaktadır. Böylece aslında “organik toplumun ortaya çıkışının” anlatıldığını görmekteyiz.
Bu nedenle yanıt-A dır.


B. İlişkinin Süresine Göre:
a. Tesadüfi ilişkiler -Belli bir ihtiyacı gidermek için karşı karşıya gelmiş insanların kısa süreli sosyal ilişkileridir. Örneğin:Taksi şoförü ve yolcusu arasındaki ilişki.

b. Periyodik ilişkiler -Önceden planlanmış bir program dahilinde belirli zamanlarda gerçekleşen seyrek, fakat düzenli ilişkilerdir. Örneğin-Haftanın belirli günlerinde ders için bir araya gelen öğretmen ve öğrencilerinin ilişkisi.

c. Sürekli ilişkiler -İnsanların birbirleriyle gerçekleştirdikleri çok uzun süreli olarak devam eden ilişkilerdir. Örneğin-Aile içinde ve yakın arkadaşlarla kurulan ilişkiler.


4- Toplumsal İlişki ile İlgili Temel Kavramlar

a. Toplumsal Statü ve Roller

Statü :
Bir toplum içinde yaşayan bireyin, o toplumdaki yerini, konumunu ve mevkisini belirleyen özelliklerine toplumsal “statü” denir. Statüler ikiye ayrılırlar:

a. Verilmiş Statüler -Bireyin kazanmak için herhangi bir çaba sarf etmediği, doğuştan kendisinde varolan statülerdir. Örneğin-cinsiyet, ırk, zengin ya da yoksul bir ailenin çocuğu olmak gibi.
b. Kazanılmış Statüler -Bireyin doğuştan sahip olmadığı, kendi çaba ve gayretiyle sonradan elde ettiği statülerdir. Örneğin-öğretmen, öğrenci, zengin ya da yoksul olmak gibi.

Statülerin Özellikleri:
• Bazı statüler doğuştan vardır, bazıları ise sonradan kazanılır.
• Aynı anda birden çok statüye sahip olunabilir.
• Bireylerin sahip oldukları statülerin sayısı zamanla artar.
• Her statü kendisine özgü bazı kurallara bağlıdır.
• Statüler arasında karşılıklı ilişki vardır.
• Statüler toplumdan topluma değişebilir.
• Statülerin kaynağı toplumdur.



Anahtar (Kilit) Statü :
Bireyin sahip olduğu statüler arasında bulunduğu toplumda en etkin olanına "anahtar" statü denir. Anahtar statü, bireyin toplumdaki temel görevlerini ve kimliğini belirler. Örneğin-çalışan bir bayan için "annelik" anahtar statü olabilir.

Toplumsal Rol :
Her statünün kendisine özgü olarak bireye yüklediği bazı görevler vardır. Toplum bireyin bu görevleri yerine getirmesini beklemektedir. Bireyin statüsüne uygun davranışlarına "rol" denir. Roller, "ideal rol" ve "gerçek rol" olarak ikiye ayrılır. Bir statüden toplumun beklentilerine (olması istediklerine) “ideal rol”, o statüdeki kişinin gerçekleştirebildiklerine de (statüsüne uygun olarak elinden gelenlere) “gerçek rol” denir.

Rollerin Özellikleri:
• Roller, statünün değişken ve hareketli yönüdür.
• Her statünün rolü ait olunan toplum tarafından belirlenir.
• Roller statüye sahip bireyin tutum ve davranışları üzerinde etkilidir.
• Toplumsal yapılara göre farklılaşabilir.
• Bireyin statüsüne uygun biçimde yaptığı gerçek rol, toplumun beklentilerine uygunsa beğenilir, uygun değilse kınanır.
• Bir statünün rolü zamanla değişebilir.


Rol Çatışması ve Rol Pekişmesi :
Birey bir toplumda aynı anda birçok statüye sahiptir ve aynı anda bu statülerin gerektirdiği rolleri yerine getirmek zorundadır. Bireyin rollerinden bir tanesinin, başka bir rolün gerektiği gibi davranmasını güçleştirmesine "rol çatışması" denir. Örneğin-bir okul müdürünün evinde de çocuklarıyla resmi bir ilişki kurarak “baba” rolünün gereklerini yerine getirememesi.
Bir rolün, bireyin diğer rolünü yerine getirmesini kolaylaştırmasına da "rol pekiştirmesi" denir. Örneğin-anaokulu öğretmeni olan bir annenin, çocuklarını eğitirken bu bilgisini kullanması.

Toplumsal Prestij :
Toplumsal prestij (saygınlık), bireyin sahip olduğu statülerle ilgilidir. Birey, statüsünün kendisine yüklemiş olduğu rolü ne kadar başarılı uygularsa, yani gerçek rolü, ideal rolü ile ne kadar örtüşürse toplumun önünde o kadar beğeni kazanır. Bireyin zeka, ahlk, yetenek ve yaratıcılık yönü saygınlığın kazanılmasında etkilidir. Saygınlık, birey tarafından kazanılıp kaybedilebilir.

b. Toplumsal Kontrol Mekanizması
Bir toplumda düzenin bozulmaması ve top-lumsal birlik ve beraberliğin sağlanması için insanlar üzerinde etkili denetim görevi yapmaya "toplumsal kontrol" denir. Toplumsal kontrolün amacı gerek insanlar gerekse kurumlar arası denetimi düzenleyerek toplumun düzenini devam ettirmektir. Toplumsal kontrolün olmadığı yerde toplumun devamından söz edilemez.

Toplumsal Kontrolü Sağlayan Faktörler:

I. Yazılı (Resmi) Normlar:
Hukuk Kuralları-Toplum içerisindeki bireylerin birbirleriyle ve devletle olan ilişkisinde haklarını ve yükümlülüklerini düzenleyen ve devlet gücüyle desteklenen sosyal kurallar bütünüdür. Hukuk kuralları yazılı ve devletin güvencesi altındadır. Kurallara uymayanlar devlet tarafından cezalandırılır. Bu kurallar genel olarak insanların hepsini kapsayacağı gibi, etnik bir topluma da özgü olabilir. Etnik bir toplumda hukuk kurallarının etkin olması için uygulanacak kuralların, toplumun inancıyla ve töreleriyle aynı paralellikte olması gerekir. Aksi takdirde hukuk kuralları toplumda uygulanma zemini bulamaz.

II. Yazısız (Resmi olmayan) Normlar:
a. Töreler-Uyulması zorunlu davranışlardır. Yazısız kuralların en etkili olanıdır. Birçoğu yasalarla desteklenmiştir. Cepheden kaçmamak, namusu korumak…

b. Adetler-Toplumdaki yaygınlaşmış alışkan-lıklardır. Uyulması ve yapılması toplumca gerekli görülen davranışlardır. Düğünler, bayram ziyaretleri…

c. Gelenekler-Bir kuşaktan diğerine aktarılan köklü ve eski alışkanlıklardır. Türk misafirperverliği, belirli yörelere göre değişen kız isteme biçimleri…

d. Görgü Kuralları-Bireylerin birbirlerinden görerek yaptıkları davranışlardır. Yaptırım gücü en az olandır.

Toplumsal Kontrolün Özellikleri:
• Toplumsal yaşama göre ortaya çıkar.
• Toplumsal bütünleşmeyi ve ulusal birliği sağlar.
• Toplumda düzeni ve devamlılığı sağlar.
• Toplumdan topluma ve bir toplumda zaman içerisinde değişirler.
• Bireylerin toplumsallaşmasına katkı sağlar.



ÖRNEK :

Batı ülkelerinde, ikram edilen bir yiyeceği alması için misafire ısrar edilmez. Bu ülkelerde, karnı aç olduğu halde misafirlikte ikram edilen yiyeceği almayıp ısrar bekleyen ve bu nedenle aç kalan Türkler olmuştur. Oysa Türkiyeye gelen yabancılar kendilerine ikram edilen yiyecekleri, eğer istiyorlarsa, ısrar beklemeden alırlar. Bu durum Türkler tarafından genellikle yadırganır ve böyle davrananlar görgü kurallarını bilmeyen kişiler olarak değerlendirilir.
Bu parçada, toplumsal değerlerin hangi özelliği üzerinde durulmuştur

A) Yaptırım gücüne sahip olma
B) İnsan gereksinimlerine cevap verme
C) Toplumdan topluma değişme
D) Zaman içinde değişme
E) Bireylere belli sorumluluklar yükleme

(1993/ÖSS)

Çözüm :
Anlatılan örnekte asıl vurgulanan iki kültürel özelliğin birbirleri arasındaki farkın vurgulanmasıdır. Özellikle batı ülkelerinde olan anlayış ile ülkemizde uygulanan anlayış farkı ortaya konmuştur. Böylece anlatılmak istenen asıl konu toplumsal değerlerin “toplumdan topluma değişebileceğidir”.
Bu nedenle doğru yanıt-C dir.


c. Toplumsallaşma (Sosyalleşme)

Bir toplum içinde yaşayan bireyin o toplumun tüm davranış, değer ve düşünme biçimlerini öğrenmesi, benimsemesi ve yapmasıdır. Birey, top-lumsal yaşama katılmak için sahip olması gereken beceri, değer ve davranış kalıplarını toplumsallaşma sayesinde öğrenir. Toplumsallaşma doğumla başlar ve ölünceye kadar devam eder. Toplumsallaşmada en etkili kurum "aile"dir. Daha sonra bunu akraba, arkadaş çevresi ve okul takip eder.


d. Toplumsal Sapma

Bireyin içinde bulunduğu toplumun davranış, değer ve düşünme biçimlerini öğrenemediği ya da onlarla uyum içinde bulunmadığı, yani “toplumsallaşamadığı” durumlarda gösterdiği davranışlara “toplumsal sapma” denir. Örneğin-çöplerini sokağa döken, görevini yapmayan kişilerin davranışları.


ÖRNEK :

Bir toplumda;
– Trafik polisi yoksa kırmızı ışıkta geçilmesi
– Piknik yapılan yerlerde, çöplerin çöp kutusuna atılmayarak açıkta bırakılması
– Toplu taşıma araçlarında gençlerin, yaşlılara yer vermemesi
gibi davranışların yaygın olması aşağıdakilerden hangisinin en güçlü göstergesidir

A) Bazı toplumsal kuralların gereği gibi benimsenmemiş olduğunun
B) Teknolojik ilerleme karşısında yasaların yetersiz kaldığının
C) Endüstri toplumlarında, duygu ve düşünce alışverişinde azalma olduğunun
D) Nüfusun hızla artmakta olduğunun
E) Kültürler arası etkileşimin ulusal değerleri değiştirdiğinin

(1992/ÖSS)

Çözüm :
Verilen örneklerde insanların toplum içerisinde konulmuş olan bazı kurallara uymadığı görülmektedir. Ancak bunun nedeni konusunda bize kesin bir bilgi verilmemiştir. Bu nedenle kurala uymama davranışının “teknolojik ilerleme karşısındaki yasaların yetersizliği” olarak düşünmemizi sağlayacak bir bilgi de bulunmamaktadır. Aynı şekilde karşımızdaki toplumun “endüstri toplumu” ya da “nüfusu hızla artmakta olan bir toplum olduğunu” da söyleyememekteyiz. Ayrıca bu toplumun bir başka toplumla “kültürel etkileşime girmesinden dolayı ulusal değerlerini yitirdiğini” de paragrafta bulamıyoruz.
Ancak elimizdeki bilgilerden bu toplumdaki insanların “bazı toplumsal kuralların gereği gibi benimsenmediklerini” anlayabilmekteyiz.
Bu nedenle doğru yanıt-A dır.

B. TOPLUMSAL GRUPLAR

1- Toplumsal Grup ve Özellikleri
Ortak bir amacı gerçekleştirmek için veya bir inanç etrafında iki ya da daha fazla insanın bir araya gelerek oluşturdukları topluluklardır.

Grupların Temel Özellikleri:
• Grubu oluşturan insanların ortak bir amaçları vardır.
• Grubun içerisinde bir işbölümü vardır.
• Grubun ortak değer ve normları vardır.
• Grup üyeleri arasında rol ve statü ayrımı vardır.
• Grup içerisinde birbirleriyle bağlantılı ilişkiler ağı vardır.
• Bireylerin psikolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarına cevap verirler.
• Her grup, amaçladığı işlevini sürdürdüğü müddetçe varlığını sürdürür.


2- Toplumsal Grup Çeşitleri

I. Süresine Göre Gruplar:
a. Geçici gruplar-Belirli kısa bir süre devam edip, dağılan gruplardır. Örneğin-bir yarışma programı için bir araya gelerek aynı evi paylaşan insanlar, olimpiyat grupları, dersaneler…

b. Sürekli gruplar-Grubun ömrünün, katılan bireylerin ömründen daha uzun olduğu gruplardır. Örneğin-aile, millet…

II. Katılım Şekillerine Göre Gruplar:
a. İradi (İradeye bağlı) gruplar-Bireylerin kendi istek ve iradeleriyle tercih ederek katıldıkları gruplardır. Örneğin-dernekler, sendikalar…

b. Gayri iradi (İrade dışı) gruplar-Bireyin kendi isteği dışında katıldığı ya da zaten ait olduğu gruplar. Örneğin-aile, millet…

III. Üyeleri Arasındaki ilişkiye Göre;
a. Birincil gruplar-Üyeleri arasında yüz yüze, samimi, sıcak ilişkilerin bulunduğu gruplardır. Üyeler arasındaki ilişkilerde gelenekler, görenekler ve din kuralları geçerlidir. Örneğin-aile, akraba grupları…

b. İkincil gruplar-Üyeleri arasında resmi, dolaylı ve çıkar ilişkilerine dayalı gruplardır. Üyeler arası ilişkilerde, yasalar yönetmelikler geçerlidir. Örneğin-dernek, siyasi parti…

Toplumsal Grupların Dışındaki Topluluklar:
I. Toplumsal Yığınlar:
Aynı mekanı paylaşmalarına rağmen aralarında birleştirici ve bütünleştirici ilişkilerin bulunmadığı, tesadüfen bir araya gelen ve çabucak dağılan topluluklardır. Örneğin-bir sinemada film izleyenler, markette alışveriş yapanlar-

a. Basit (Sıradan) Kalabalıklar-Rastlantısal bir biçimde bir araya gelen ve belli ilkesi olmayan topluluklardır. Örneğin-otobüs yolcuları, bayram alış-verişinde aynı mağazada bulunan kişiler…

b. Gösteri Toplulukları-Belli bir düşünceyi savunmak ya da bir düşünceye karşı çıkmak için kararlı biçimde bir araya gelmiş topluluklardır. Örneğin-siyasi parti mitingine katılanlar, takımlarının mağlubiyetini eleştirmek için bir araya gelmiş insanlar…

c. Etkin Kalabalıklar-Bir liderin etkisiyle vurucu ve kırıcı eylemlerde bulunmak için bir araya gelmiş insan topluluklarıdır. Örneğin-Fransız İhtilli savunucuları.

II. Toplumsal Kategoriler:
Ortak özellikler taşıyor olsalar da birbirleriyle ilişkisi bulunmayan insanların oluşturduğu toplumsal bölümlerden her birisine toplumsal kategori denir. Örneğin-lise mezunları, üniversiteye hazırlananlar, erkekler, kadınlar birer kategoridirler.

Toplumsal kategoriler genel olarak üçe ayrılırlar:

a. Toplumsal Sınıflar-Gelir düzeyi, kültürü, yaşam biçimi ve eğitimi büyük ölçüde birbirine benzeyen insanların oluşturduğu kategorilerdir. Örneğin-işçiler, patronlar, memurlar…

b. Kitle-Tek bir ortak özelliğin grubun üyelerini bir araya getirdiği kategorilerdir. Örneğin-üniversiteye hazırlananlar, aynı gazeteyi okuyanlar…

c. Toplumsal Azınlık-Egemen konumundaki insanlarla aynı haklara sahip olamayan insanların oluşturduğu kategorilerdir. Toplumsal azınlık kategorisini oluşturmak için insanların sayı itibariyle az olması yeterli değildir. Örneğin-toplumdaki gelir düzeyi çok yüksek olan kişiler. Toplumsal azınlık için haklardan yoksunluk gerekmektedir. Örneğin-Yunanistandaki Türkler.



3- Toplumsal Grup Örnekleri

a. Köy Öncesi ve Köy
İnsanların eski çağlarda, avcılık-toplayıcılık yaptığı dönemlerde, elde edilen yiyecekler kabile arasında tüketilirdi. Yerleşik yaşama geçiş ile birlikte toplayıcılığın yerini tarım, avcılığın yerini ise hayvancılık almıştır. Bu şekilde köy yaşamı gelişmiş ve bugünkü anlamıyla şehirlerin ilk adımı atılmıştır.

Köy Toplumunun Temel Özellikleri:
• Tarım ve hayvancılık faaliyeti temel geçim kaynağıdır.
• Yaşamda değişimin oldukça az olduğu ve geleneklerin toplum yaşamını düzenlediği topluluklardır.
• Homojen (grup üyelerinin özellikler bakımından birbirine benzediği) bir yapı vardır.
• Kolektif dayanışma ve birlikte tüketme yaygındır.


b. Kent ve Metropoller
Tarım ve hayvancılıktan, ticaret ve sanayi kollarının gelişmiş olduğu yaşam biçimine geçiş ile birlikte daha fazla insanın bir arada yaşadığı büyük şehirler kurulmuştur. Temelde ekonomi ve güvenlik ile ilgili kaygılar insanların bir arada toplanmasını gerekli kılmıştır.

Kent Toplumunun Temel Özellikleri:
• Ticaret, sanayi ve hizmet sektörleri ekonomik yaşamda egemendir.
• Yaşamda değişim oldukça hızlıdır. Buna karşın hukuk kuralları toplum yaşamını düzenler.
• Heterojen (grup üyelerinin özellikler bakımından birbirinden farklılaştığı) ve organik dayanışmalı bir yapı vardır.
• Eğitimle meslekte uzmanlaşma yaygındır.


ÖRNEK :

Bir spor salonunda ***s çalışanlar veya bir salonda güreş karşılaşması izleyenler birer toplumsal küme (grup) olmadığı halde, bir futbol takımındaki oyuncular bir toplumsal kümedir (gruptur).
Buna göre, bir insan topluluğunun küme (grup) niteliği kazanması neye bağlıdır

A) Bir nitelik yönünden benzer olmalarına
B) Fiziksel bakımdan birbirine yakın bulunmalarına
C) Benzer etkinliklerde bulunmalarına
D) Bireylerin birbirlerini tanımalarına
E) Ortak bir amaçla işbirliği yapmakta olmalarına

(1984/ÖYS)

Çözüm :
İki veya daha fazla insanın ortak bir amacı gerçekleştirmek için işbölümü çerçevesinde bir araya gelmesine toplumsal grup denir. Ancak yukarıdaki örnekte, birarada ***s çalışan ve müsabaka izleyen insanların bir işbölümü ilişkisine ya da ortak bir amacına rastlayamamaktayız. Bu nedenle bu insanların toplumsal grup oluşturduklarını da söyleyemiyoruz. Bu insanlar için “toplumsal yığın” tanımı daha uygun düşmektedir. Oysa bir takımın oyuncuları aynı amacı gerçekleştirmek için birbirleriyle işbölümü dayanışması sergileyen insanlardır.
Bu nedenle yanıt-E dir.


 »eğitim bilimleri ders anlatımı slayt, »2010 2011 7 SINIF MÜZİK YILLIK PLANI, »10 sınıf coğrafya topografya ve kayaçlar videolu ders anlatımı, »tarıh dersı 10 sınıf taşra ve eyalet yönetımı anlat, »dil ve anlatım11 sınıf ders kitabı cevapları, »lise sınıf arkadaşlarının mektuplaşmasına örnek, »özgün yayınevi matematik planı 3 sınıf, »kütle birimi çevirme konu anlatımı, »sosyoloji hangi bilimlerle ilişkilidir, »11 sınıf inkılap tarihi etüt odası, »11 sınıf ingilizce workbook cevapları, »11 sınıf edebiyat yazılı soruları, »8 sınıf ingilizce etüt odası, »10 sınıf almanca ders notları, »11 SINIF TARİH kitabı cevapları,

Yorumlar

Yorum yapılmamış.
Adınız :

E-Mail Adresiniz :

Yorumunuz :

odev indir